Sanayi sektörü GSYH (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla)’nin önemli
bir bileşeni olup milli gelir büyümesinin itici gücü olarak da kabul
edilebilir. Ülkenin kalkınmasına yardımcı olan ve uluslararası rekabette ülkeye
güç katan önemli bir sektördür. Sanayi sektörü diğer sektörler ile bağlantısı
ve oluşturduğu katma değer dolayısıyla ekonomide lokomotif rolünü üstlenmiştir.
İstihdama önemli bir katkı sağlayan sanayi sektörü büyümeye de ciddi bir ivme
kazandırmaktadır. Sanayi sektöründe yaşanan gelişmeler diğer sektörleri olumlu
şekilde etkilemektedir. Makine, metal, otomotiv ve teknoloji gibi alanlarda
yaşanan gelişmeler tarım, ulaşım, bilişim, eğitim gibi sektörlerin de
ilerlemesine destek vermektedir. Bankacılık ve finans, sigorta, iletişim,
ulaşım ve reklam gibi hizmetlere en büyük talep sanayi sektöründen gelir. Bu da
hizmet sektöründeki büyüme eğilimini büyük ölçüde sanayi sektöründeki gelişmeye
göre şekillendirmektedir.
Sanayi Üretim
Endeksinin Metodolojisi
Sanayi Üretim Endeksi, ekonomide meydana gelen gelişmelerin
ve uygulanan ekonomi politikalarının, kısa dönemdeki etkilerinin ölçülebilmesi
amacıyla hesaplanmaktadır. Sanayi Üretim Endeksi; NACE Rev.2’nin Madencilik ve
Taşocakçılığı, İmalat ile Elektrik, Gaz, Buhar ve İklimlendirme Üretimi ve
Dağıtımı sektörlerini kapsamaktadır. (TÜİK)
Endeks hesaplamasında 2010 yılı baz yılı ( 2010=100 temel
yıllı ) kabul edilmiştir. Örnek büyüklüğü 5067 işyeridir. 2010 Prodcom ürün
sınıflandırmasına göre 1868 maddedeki değişim takip edilmektedir. Endeksin
hesabında sabit temel yıllı Laspeyres yöntemi kullanılmaktadır. Sanayi Üretim
Endeksi her ayın 8’inde TÜİK’in internet sitesinde açıklanmaktadır. Örneğin
2015 Nisan ayına ait üretim endeksi 8 Haziran 2015’te açıklanmıştır.
Sanayi üretim endeksi hesaplanmasında firmalardan her ay
ürün bazında soru formları ile üretim miktarı, satış miktarı ve satış değeri bilgileri
alınmaktadır. Üretim miktarı alınan ürünler ilgili ay içerisinde, işletmede
üretilen ile hammadde ve malzemesini vermek suretiyle bir başka işletmeye
yaptırılan miktardır. Başkalarının hammadde ve malzemesini kullanarak onlar
adına yapılan (fason) üretim bu hesaplamaya dâhil edilmemektedir. Satış
miktarında ise belirtilen ay içerisinde, işyerinin kendi üretiminden yapılan
satışı, hammadde ve malzemesini vermek suretiyle başka bir işyerine yaptırılan
üretimden yapılan satışı ve stoklardan yapılan satışlar ile işyerinin bağlı
bulunduğu kuruluşa ait, diğer bir işyerine devredilen ürünlerin
miktarını (işyeri çıkış fiyatı üzerinden) içerir. Üzerinde değişiklik
yapılmadan alındığı gibi satılan malların satışı dâhil edilmemektedir. Satış
değeri de satış miktarının iş yeri çıkışı üzerinden parasal değerini
içermektedir. Satış değerinde müşteri adına yapılan ulaştırma ve teslim
giderleri, indirimler ve iskontolar hariç KDV ile ÖTV dışında kalan her tür
vergilerle ürünün satışından veya kullanımından doğan sübvansiyonlar dâhil bir
malın her bir ölçü birimi için üreticinin eline geçen bedeldir. (TÜİK)
Seçilen birimlerin ilgili referans döneminde
geçici olarak eksik olduğu durumlarda tahmin yapabilmek için bir önceki ay
bilgileri kullanılarak ikame alınması işlemi yapılmaktadır. Onun dışındaki
durumlarda ise cevapsızlık işlemi uygulanmaktadır. Cevapsızlık işleminde,
işyerinin önceki ay bilgileri kullanılarak tahmin ( ikame ) yapılmaktadır.
Mevsimsel özelliğe sahip işyerlerinde önceki yılın aynı ayına ilişkin bilgiler
kullanılarak tahmin yapılmaktadır.
Mevsim ve takvimden kaynaklanan etkiler, geçici
nitelikte olduklarından, verinin genel eğiliminin gözlemlenmesini
engellemektedirler. Bu nedenle, kısa dönemli göstergelerdeki mevsimsel yapının
belirlenmesi; ardışık dönemler arasında güvenilir karşılaştırmalar yapmak için
son derece önemli rol oynar. Mevcut durumda, TÜİK Sanayi Üretim Endekslerinin
mevsimsel düzeltmesi, İspanya Merkez Bankası tarafından geliştirilen ve aynı
zamanda Eurostat tarafından önerilen ARIMA modeline dayalı TRAMO-SEATS yöntemi
kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Bu yöntemin uygulanması için TSW
(TRAMO-SEATS for Windows) yazılımı kullanılmaktadır.
SÜE (Sanayi Üretim Endeksi) sonuç itibariyle bir üretim
miktarı endeksidir. Firmaların bir ay içinde üretmiş oldukları ürünlerin
miktarlarındaki aylık ve yıllık değişimler hesaplanır. Satış miktarları ve
satış değerleri ise üretim miktarı ve üretim değerini kontrol etmek için
kullanılır.
Sanayi Üretim Endeksi’nden
görünenler
Grafik: Aylık Sanayi Üretim Endeksi (2005-2014)
Kaynak: TÜİK
Yukarıdaki grafikte 2005 yılı Ocak ayı ile 2014 yılı Aralık
ayı arasında 2010 temel yılı baz kabul edilerek hesaplanmış aylık Sanayi Üretim Endeksi
görülmektedir. Tabloyu aylar itibari ile incelediğimizde üretimde dönem dönem
azalışlar ve artışlar görülmektedir.
Daha önce de belirttiğimiz üzere Sanayi Üretim Endeksi,
ekonomi politikalarının ve ekonomideki gelişmelerin kısa dönemdeki etki ve sonuçlarını
görebilmemize yarıyor. Sadece ülkemizde değil uluslararası piyasalarda yaşanan
gelişmeler ülkemizdeki imalat sektörünü doğrudan etkilemektedir
2008 Yılının ortalarında başlayan ancak 15 Eylül 2008’de finans
devi Lehman Brothers’ın iflası ile Amerika Birleşik Devletlerinde başlayarak
önce Avrupa sonra Dünyaya yayılan “Küresel Finans Krizinin” Türkiye’ye
yansıması tabloda açıkça görülmektedir. Hatırlanacağı üzere krizin
başlamasından önce, ipoteğe dayalı kredilendirme araçlarında ( subprime mortgage
) oluşan balon, konut fiyatlarındaki
düşüşle beraber patlamış ve büyük finansal kuruluşların iflas etmesine neden
olmuştu. ABD kongresi bunun üzerine piyasadaki parasal açığı finanse etmek için
700 milyar dolarlık bir kurtarma planını onaylamış ancak krizin yayılmasını ve
ülkenin resesyona girmesini durduramamıştı. Finans piyasalarında yaşanan
sorunlar reel sektörü de etkileyerek istihdamın azalmasına ve büyümenin
düşmesine neden olmuştur. Gelişmiş ülkelerde daha fazla hissedilen kriz
nedeniyle talepte yaşanan gerileme, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin reel
sektörlerini olumsuz etkilemiştir. Yukarıdaki grafikte 2008 Ekim-2009 Şubat
arasında SÜE grafiği aşağı yönlü 20 baz puandan fazla düşüş göstermiştir. Bu durum
para piyasalarında yaşanan türbülansların küresel talep ve reel sektör
üzerindeki etkisini göstermektedir.
Yine ülkemizde yaşanan ekonomik gelişmeler ve politikaların
etkilerini Sanayi Üretim Endeksi ile görebiliriz. Örneğin döviz kurlarındaki
artış nedeniyle, 2014 yılında Türkiye’nin toplam ithalatının (242 milyar 177
milyon TL) yaklaşık %22,6’sını oluşturan enerji sektöründe (54 milyar 906
milyon 87 bin dolar) meydan gelen maliyet artışı, imalat sektörünü olumsuz
etkileyen nedenlerden biridir. Makine, teçhizat, elektrikli makineler, bilgi
işlem, tıbbi cihazlar ve optik gibi ürünleri kapsayan diğer alt sektörler, net
ithalatçı grubun bir diğer önemli alt başlığını oluşturmaktalar. Yüksek faiz
oranlarının kredi maliyetlerini arttırması dolayısıyla yeni yatırımların
yapılması zorlaşmakta ve sanayi üretimindeki ivme azalmaktadır. Buna örnek
olarak aşağıdaki grafiklerde sanayi üretiminin faiz ve reel döviz kuruna karşı
esneklikleri gösterilmektedir.
Kaynak: Business and Economics Research Journal
Yukarıdaki grafiğe baktığımızda, faiz oranlarının
yükselmesinden en çok motorlu kara taşıtları, metal döküm sanayi ve eczacılık sektörlerindeki
sanayi üretimi olumsuz etkilenmektedir.
Kaynak: Business and Economics Research Journal
Grafikten de görüleceği üzere 2005 -2011 döneminde reel
kurun değerlenmesi en çok deniz ürünleri, demir yolu lokomotifi ve vagon, metal
döküm sanayi, elektrikli aydınlatma, kimyasal ürünler ve tüketici elektroniği
gibi sektörlerde sanayi üretimini olumsuz etkilemektedir.
Kaynak: TÜİK
Grafikte 2005-2014 yılları arasında Türkiye’nin yapmış
olduğu ithalat ve ihracat tutarları görülmektedir. Grafikte 2008 yılı sonuna
baktığımızda, daha önce bahsettiğimiz 2008 yılının ortalarında başlayıp 2009
yılında etkisini dünya ölçeğinde hissettiren Küresel Kriz döneminde Türkiye’nin
ithalatının azaldığını, ancak bununla beraber ihracatının da azaldığını
görüyoruz. Fakat ihracattaki bu azalma ithalattaki azalma kadar büyük ölçekte
olmamıştır. Ülkemizin ihracatını sadece döviz kuru belirlememekte aynı zamanda
yabancıların gelirlerinin belirlemekte olduğunu da düşünürsek dünya genelinde yaşanan
ekonomik sarsıntının doğrudan veya dolaylı bir şekilde ülkemizi etkilediği
görülmektedir.
Sonuç Yerine
Makro politikaların ve ekonomideki her
türlü gelişmenin kısa dönemde etkilerini ölçen göstergelerden biri olan Sanayi
Üretim Endeksi, reel sektörün bu politika ve gelişmelere tepkisini
yansıtmaktadır.
Yukarıda detaylarını verdiğimiz şekilde,
her türlü parasal-finansal hareketlilik, faiz oranları, döviz kurları ve
yabancı ülkelerin ekonomik durumları, ülkemizin sanayi sektöründeki üretim
miktar ve değerlerini etkilemektedir.
Sanayi Üretim Endeksinin aylık ve yıllık
bazda gösterdiği değişimler, politik karar vericiler için farklı enstrümanları
devreye sokmalarını gerektirecek işaretler sunar. Örneğin SÜE’nin aşağı yönlü
ciddi bir hareketi yani sanayi üretiminin düşmesi, siyasi ve ekonomik karar
vericilerin düşen üretimi ve reel sektörü canlandırmak hatta istihdamı artırmak
için, faiz ve kur cephesinde alınacak kararlardan ihracatı teşvik edecek
önlemlere kadar bir dizi tedbiri almalarını gerektirecektir. Bu önlemlerin
belli bir süre sonunda işe yarayıp yaramadığı da yine SÜE üzerinden
anlayabileceğimiz kullanışlı bir grafik dokümantasyonuna sahip olduğumuz için
rahatlıkla görülebilecektir.
Bir diğer durum da, aramalı kullanımı ve
teknolojisi ithalata bağımlı olan gelişmekte olan ülkelerin döviz kuru
hareketliliğinden önemli ölçüde etkilendikleri gerçeğidir. 3 numaralı grafikte
açıkça görüldüğü üzere bazı sektörler bu durumdan fazlasıyla etkilenmektedir.
Özellikle ihracatın, sanayinin ve büyümenin ithalata olan bağımlılığının
azaltılması için Ar-Ge çalışmalarının teşvik edilmesi ve Ar-Ge yatırımı yapan
firmalara verilecek destekler aynı şekilde politik karar vericilerin önündeki
seçeneklerden biri olacaktır kuşkusuz. Türkiye’nin henüz Ar-Ge yatırımlarının
GSYH’ye oranının %1’e ulaşmaması, alınması gereken çok yolun olduğunu
göstermektedir. Bunun için Üniversite-Sanayi iş birliğinin arttırılması, Teknoparklar
gibi elverişli ağların oluşturulması ve ekonomideki işletmelerin %99’unu
oluşturan KOBİ’lerin bu alanlar ile entegrasyonu da sanayi üretimindeki
verimlilik ve istikrarlı büyüme açısından söz konusu seçeneklerden biridir.
Bu bağlamda Yüksek Planlama Kurulu’nun Mayıs
2015’te Resmi Gazete’de yayınlanan 2015-2018 Türkiye Kamu-Üniversite-Sanayi
İşbirliği (KÜSİ) Stratejisi ve Eylem Planı'nı çerçevesinde; Akademisyenlerin
atama ve yükselme kriterlerinde KÜSİ çerçevesinde yürüttüğü faaliyetler dikkate
alınacak, Akademisyenlerin sanayide çalışabilmeleri, sanayide çalışan nitelikli
personelin de üniversitelerde görev alabilmeleri sağlanacak, Kamu alımlarında
sanayi işbirliği projeleri yoluyla teknoloji transferi ve yerlilik oranının
artırılması sağlanacak, Kamu, üniversite ve sanayi arasında 'işbirliğine dayalı
eğitim modeli' oluşturulacak, Meslek yüksekokullarında ihtiyaç duyulan
öncelikli programlar açılacak, talep olmayan programlar revize edilecek,
KÜSİ'nin geliştirilmesi amacıyla laboratuvar portalının oluşturulması ve etkin
kullanımı sağlanacak, Lisans eğitiminde girişimcilik, proje geliştirme, sanayi
işbirliği projeleri, Fikri Sınai Mülkiyet Hakları ve Ar-Ge yönetimi gibi
dersler, seçmeli verilecek. Böylece ülke sanayisinin rekabet gücü ve katma
değeri yüksek, yenilikçi ürünler Sonuç olarak aylık Sanayi Üretim Endeksi
TÜİK tarafından açıklanan anahtar göstergelerden biridir ve GSYH’nin bir
parçası olması nedeniyle Sanayi Üretim Endeksindeki değişimlerin makro
ekonomik-politik karar alma süreçlerinde öncü gösterge olma niteliği bundan
sonra da devam edecek ve yakından takip edilecektir.