16.06.2014

Türkiye'nin inovasyon ve Ar-Ge stratejisi

İngilizce’de “innovation” olarak bilinen inovasyon Türkçe’de genellikle yenilik olarak bilinmektedir. Türk Dil Kurumuna göre ise inovasyon Değişen koşullara uyabilmek için toplumsal, kültürel ve yönetimsel ortamlarda yeni yöntemlerin kullanılmaya başlanması, yenilik, yenileşim.
AB ve OECD literatürüne göre inovasyon, süreç olarak, bir fikri pazarlanabilir bir ürün ya da hizmete, yeni ya da geliştirilmiş bir imalât ya da dağıtım yönetimine, ya da yeni bir toplumsal hizmet yönetimine dönüştürmek olarak tanımlanmıştır.
Ulusal inovasyon sistemi, yalnızca işletmeleri, üniversiteleri, kamu araştırma merkezlerini değil, aynı zamanda ticaret politikasını, makroekonomik politikaları ve inovasyon yeteneğini destekleyen diğer politikaları kapsamaktadır. Bir başka deyişle sadece bilimsel ve teknik araştırma ve inovasyon sürecinde doğrudan rol oynayan, öğrenme, araştırma, keşfetme ve inovasyon faaliyetlerinde doğrudan ve dolaylı rol oynayan tüm ekonomik, politik ve sosyal kurumlar rol oynamaktadır.
Yeni bir bilginin üretilmesi, var olan bilginin farklı şekillerde bir araya getirilmesi ya da bilginin ekonomik olarak kâr getirici ürün ve süreçlere dönüştürülmesi ile yakından ilişkili olan ulusal ve bölgesel inovasyon sistemleri rekabet gücünü artırarak bölgesel ve ulusal kalkınmaya çok önemli katkılar yapmaktadır. Ar-Ge kurumları ve enstitüleri, teknoparklar, teknokentler, üniversite-sanayi işbirlikleri ve kalkınma ajansları da bu süreçte çok önemli roller üstlenirler. Bir ülkenin ileri derecede inovasyon yeteneklerine ve teknolojilere sahip olması ve etkin bir ulusal inovasyon sistemini oluşturması, ülkenin sürdürülebilir bir iktisadi kalkınma sürecine girmesini sağlar. Bu noktada; Ar-Ge faaliyetlerine yapılan yatırım, insan kaynaklarının yüksekliği, girişimciliği destekleme noktasında finansmana erişim kolaylığı ve risk sermayesinin yeterliliği, fikri mülkiyet haklarının korunması, teknolojik faaliyetlerin yoğunluğu oldukça önem arz etmektedir.
Türkiye’de son 10 yılda Ar-Ge yatırımlarının Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya oranında bir artış görülmekteyse de hâlâ yetersizdir. 1998 yılında Ar-Ge yatırımlarının GSYİH’ya oranı  %0,37 iken 2009 yılına gelindiğinde bu oran %0,85 oranında gerçekleşmiştir. Yani hâlâ %1’e bile ulaşmış değiliz.
Türkiye’nin 2010 yılında açıkladığı Ulusal Yenilik Teknoloji hedefler şunlardır. Çok ortaklı ve çok disiplinli Ar-Ge ve yenilik işbirliği kültürünün yaygınlaştırılması, sektörel ve yerel Ar - Ge ve yenilik dinamiklerinde derinleşme, KOBİ’lerin yenilik sisteminde daha güçlü bir oyuncu olmalarının teşviki bulunmaktadır. Bunun yanında, Ar-Ge ve yenilik kapasitesinin güçlü olduğu alanlarda hedef odaklı yaklaşımlar, ülkemizin ivme kazanması gereken alanlarda ihtiyaç odaklı yaklaşımlar ve çeşitli alanlarda yaratıcılığın destekleneceği tabandan yukarı yaklaşımlar bulunmaktadır.
9. Kalkınma planı çerçevesinde belirlenen hedefleri ise şu şekilde sıralayabiliriz.
- Ar-Ge faaliyetlerinin inovasyon üretecek şekilde ve pazara yönelik olarak tasarlanması ve bu kapsamda, Ar- Ge harcamalarının GSMH içerisindeki payı ve bu pay içerisinde özel sektörün ağırlığını artırmaya yönelik tedbirlerin alınması,
- Toplumda bilim ve teknoloji bilinci, nitelikli araştırmacı sayısının artırılması ve araştırma altyapısının geliştirilmesi,
- Ar-Ge faaliyetlerinin inovasyona ve ürüne dönüştürülmesinde risk sermayesi ve benzeri araçlardan yararlanılması,
- Üniversitelerin, araştırma enstitülerinin ve diğer kurum ve kuruluşların araştırma altyapısının geliştirilmesidir.
Sanayi toplumlarından enformasyon toplumuna doğru gerçekleşen dönüşümün temelinde, üretim sürecinde yaşanan köklü değişiklikler bulunmaktadır. Sanayi devrimi buhar teknolojisi ile üretim sürecini devrimsel dönüşüme uğratırken, bunun sonucu olarak toplumsal dönüşümün de nasıl hazırlayıcısı olmuşsa, bugünkü toplumsal dönüşümün teknolojik temelini de çağımızın enformasyon ve iletişim teknolojileri oluşturmaktadır.
Bilgi İletişim Teknolojileri, şimdiki durumda sadece en düşük maliyetle, enformasyon   toplamak, depolamak, işlemek ve yaymak değil, aynı zamanda dünya çapında ağlar kurmak, etkileşmek ve haberleşmek anlamına gelmektedir.
Bilgi İletişim Teknolojileri kapsamında genel olarak sabit telefon abonelikleri, mobil telefon abonelikleri, kablolu televizyon abonelikleri, internet sunucuları, güvenli internet sunucuları ve uluslararası bant genişliği istatistikleri kullanılmaktadır.
Türkiye’de 1960 yılında 180 bin 30 sabit telefon aboneliği bulunmaktayken telefonların yaygınlaşmaya başladığı 1985 yılında yaklaşık 2 milyon 250 bin, 2004 yılında 19 milyon 125 bin iken son yıllarda tekrar düşüşe geçmiş 16 milyon 200 bin abone olmuştur.
Türkiye’de 1986 yılında sadece 365 olan mobil telefon kullanıcı sayısı yaygınlaşmaya başladığı 1995 yılında 437 bin 130 aboneye ulaşmış 2000 yılında 16 milyon kullanıcıyı geçmiş 2011 yılında 65 milyon 321 bin aboneye ulaşmıştır.
Bilgi İletişim Teknolojilerinin en başında gelen internet kullanımı bir ülkenin bu alanda ne derece ilerlemiş olduğunun göstergesi olarak kabul edilebilmektedir. 2001 yılında 915 bin internet abonesi olan Türkiye’de bu sayı 2007 yılında 4,7 milyon aboneye, 2011 yılında ise 7,5 milyon aboneye ulaşmıştır.
Dünya Bankasından alınan verilere göre Türkiye’de 1975 yılında yetişkin okur yazarlığı oranı %61,63 iken bu oran 1985 yılında %75,97 olarak görülmektedir. 2009 yılında ise bu oran  %90,82 olarak görülmektedir.
Avrupa ve Orta Asya ülkeleri arasında %99,79 ile Estonya birinci sırada yer alırken %99.78 ile Letonya ikinci sırada yer almaktadır. Rusya %99,56 ile on birinci sırada yer alırken Türkiye %90,82 ile otuzuncu sırada yer almaktadır.
Güçlü yönlerimiz
·         Gelişmiş ve yeni teknolojilere açık, adaptasyon yeteneği yüksek, genç ve dinamik nüfusun varlığı
·         Uluslararası bilim topluluğu ile yakın ilişki içinde olan bir bilim topluluğunun varlığı
·         Yurt içi ve yurt dışında stratejik teknoloji alanlarında çalışan, uluslararası nitelikte bilim ve sanayi insanlarının varlığı

Zayıf Yönlerimiz

·         Sanayi-üniversite ilişkilerinin zayıflığı; araştırma sonuçlarının ticarileştirilememesi; üniversitelerde yürütülen araştırmaların sanayiinin problemleri ile olmaması
·         Dış pazar araştırmalarının yetersizliği ve dış pazarlara yönelik ortak, bütünleşik üretim stratejilerinin oluşturulamaması ve sonuçta çokuluslu firmalarla rekabet gücünün zayıf oluşu

Fırsatlar
·         İşbirliği ve ticaret açısından AB ülkeleri, Rusya ve yeni bağımsızlığını kazanmış ülkelerin pazarlarına yakınlık ve bu ekonomilerle gelişen ilişkiler; uluslar arası ticaretin serbestleşmesinin getireceği pazar fırsatları
·         Küreselleşme sonucu tüm dünyada dolaşan ve yatırım fırsatı arayan, nitelikli iş gücüne dayalı bilim ve teknoloji sistemine katkıda bulunmak üzere yönlendirilebilecek sermayenin varlığı
·         Dünyada enformasyon ve iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişimin yeni ürün ve hizmet alanlarına girme fırsatı yaratması

Tehtidler

·         AB ülkeleri ve ABD’de bilgi temelli toplum ve bilgi temelli ekonomi yönündeki yatırımların yüksekliği nedeniyle oluşan insan kaynağı talebi; buna karşılık ülkemizdeki iş olanaklarının ve ücretlerin yetersizliği sonucu yetkin beyin gücünün yurt dışına göçü veya uzmanlık alanı dışında çalışmak zorunda kalması
·         Dünyada bilim ve teknolojideki hızlı gelişime ayak uyduramama
·         Küresel arz fazlalığı ve uluslararası ticaretin serbestleştirilmesi sonucu pazarda rekabetin artması; çokuluslu şirketlerin pazar hakimiyetini artırması
Bu bağlamda Türkiye’nin ihracat oranının artırabilmesi ve inovasyon, inovasyon sistemi, bilgi iletişim teknolojileri konusunda daha iyi bir performans ortaya koyabilmesi için;
·         Araştırmacı sayısının artırılması ve araştırma altyapısının geliştirilmesi,
·         Ar-Ge faaliyetlerinin ürüne dönüştürülmesi ve girişimcilik faaliyetlerinden verim alma noktasında risk sermayesinin mevcudiyetinin artırılması ve özel krediye ulaşımın kolaylaştırılması,
·         Eğitim ve araştırma kurumlarının kalitesinin artırılması,
·         Ulusal ve bölgesel ağlar oluşturulması, mevcut kümelerin tespit edilerek geliştirilmesi ve uluslararası düzeyde kümeler arası ilişkileri kuvvetlendirecek ağlar oluşturulması (bilim parkları, teknoloji parkları, bölgesel teknoloji ağları, bölgesel inovasyonları finanse edecek olan ağların desteklenmesi vb.),
·         İnovatif faaliyetlerin artırılabilmesi ve inovasyon sisteminin güçlendirilebilmesi için; bilgi akışını kolaylaştırmak suretiyle üniversite, büyük firmalar, çok uluslu şirketler, KOBİ özelliği taşıyan işletmeler, araştırma ve teknoloji merkezleri arasındaki işbirliğinin artırılması,
·         İleri teknoloji gerektiren ürünlerin üretimi noktasında devlet tarafından verilen teşviklerin yaygınlaştırılması ve
·         İnovasyon sistemleri çerçevesinde; insan kaynaklarına, bilgiye dayalı kaynaklara, finansal ve idari kaynaklara yapılan yatırımların artırılması konularında artan bir gayretin ortaya konulması gerekmektedir.

Hiç yorum yok: